<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yayın Sepeti - Kitap,Müzik,Sinema,Tiyatro</title>
	<atom:link href="http://www.yayinsepeti.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yayinsepeti.com</link>
	<description>Eleştiride Yeni Bir Pencere</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Apr 2011 20:57:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.1</generator>
		<item>
		<title>DERSİM KÜRT TEDİBİ 1937-1938</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2011/04/06/dersim-kurt-tedibi-1937-1938/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2011/04/06/dersim-kurt-tedibi-1937-1938/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Apr 2011 20:56:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=577</guid>
		<description><![CDATA[DERSİM KÜRT TEDİBİ 1937-1938 

Mahmut Akyürekli 
224 sayfa, 15.-TL
Nisan 2011
Tarih ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERSİM KÜRT TEDİBİ 1937-1938 </strong><br />
<strong><br />
</strong><em>Mahmut Akyürekli </em><br />
224 sayfa, 15.-TL<br />
Nisan 2011<br />
Tarih ve Coğrafya Dizisi, ISBN : 978-605-105-068-3</p>
<p>Dersim’de 1937 ve 1938 yıllarında yaşanan vahim olaylar, o dönemden günümüze taşınan bir yara olarak sosyal, siyasal, psikolojik sonuçlarıyla birlikte içten içe kanamaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kara kaplı defterlerinde bilinçli olarak gözlerden ırak tutulmuş bu trajik geçmişin üzerindeki sis perdesi ise yeni yeni aralanmaya başladı. Dersim olayları ve hemen akabinde devlet eliyle bölgede kurumsallaştırılan yaptırımlar, günümüzde yoğun biçimde tartışılan Kürt ve Alevi sorunlarının tarihsel analizini yapabilmek için olmazsa olmaz ipuçlarını barındıran olgular artık. Bu vesileyle, o yıllarda yaşananların tanıklıklar ve belgeler ekseninde objektif bir bakış açısıyla araştırılması, söz konusu travmatik sürecin adamakıllı bilince çıkarılabilmesi için hayati önemde. Mahmut Akyürekli, <em>Dersim Kürt Tedibi </em>adlı kitabında, yakın dönemin bu en önemli meselesine bilimsel yöntemlere sadık, soğukkanlı bir yaklaşımla eğiliyor. Dersim’in “ötekileştirilmesi” sürecini adım adım betimlerken, olayların tarihsel arka planını anlaşılır kılma gayesiyle konuyu bölgenin sosyal-siyasi yapısından 1937-1938 olaylarına etki eden iç ve dış dinamiklere kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alıyor. Raporlar, arşiv çalışmaları, döneme dair Meclis tutanakları ve olayları yaşayanların sözlü tanıklıklarını içeren kapsamlı bir araştırmanın rafine bir toplamı <em>Dersim Kürt Tedibi</em>. Mevzuyla ilgili akademik manada uzun yıllar boyunca süren bilgi kirliliğini, çelişkili aktarımları, araştırmacı titizliğiyle eleştirel bir elemeden geçiren Akyürekli, Dersim’e düzenlenen askeri harekâtların gelişimini, gerçekleştirilme biçimlerini ve sonuçlarını, dönemin önemli tarihsel kişiliklerini ve sosyal gruplarını da ihmal etmeden anlatıyor. <em>Dersim Tedibi 1937-1938</em>, 1930’lu yıllarda Dersim coğrafyasında yaşananları, sürece etki eden tarafların ve aktörlerin tümünü içeren düzlemde, objektif bir analiz çerçevesinde kavrayabilmek için faydalanılacak önemli bir başvuru kitabı.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=577&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2011/04/06/dersim-kurt-tedibi-1937-1938/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İLYAS HANNA SEYAHATNAMESİ</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2011/04/06/ilyas-hanna-seyahatnamesi/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2011/04/06/ilyas-hanna-seyahatnamesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Apr 2011 20:49:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[İLYAS HANNA SEYAHATNAMESİ 
Bir Osmanlı Tebaasının Güney Amerika Yolculuğu, 1668-1683
İlyas ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İLYAS HANNA SEYAHATNAMESİ </strong><br />
<strong>Bir Osmanlı Tebaasının Güney Amerika Yolculuğu, 1668-1683<br />
</strong><em>İlyas Hanna </em><br />
Çeviri: Bekir Keskin<br />
130 sayfa, 10.-TL<br />
Aralık 2010<br />
Sahaftan Seçmeler Dizisi, ISBN : 978-605-105-060-7</p>
<p>Kitap Yayınevi</p>
<p>Osmanlı tebaasından Irak’lı Katolik bir din adamı, kutsal yerleri ve Vatikan’ı ziyaret etmek üzere 1668 yılında Halep’ten Avrupa’ya doğru yola çıkar. Amacı, Roma Katolik kilisesine yeni katılan Kalde kilisesine yardım sağlamaktır. Krallarla, kraliçelerle ve Papa ile görüşür. Avrupa’da yedi yıl dolaştıktan sonra, bir fırsatı değerlendirerek İspanya Kraliçesi’nden aldığı bir özel izinle1675 yılında Cadiz Limanı’ndan kalkan bir gemiyle Yeni Dünya’ya doğru yola çıkar. Doğuluların henüz tam olarak kavrayamadığı, hatta bilmediği Güney ve Orta Amerika’da, ağırlıklı olarak And Dağları bölgesinde sekiz yıl dolaşır. Bu seyyahlık serüveninin sonucunda, papalık makamına sunulmak üzere bir gezi raporu/seyahatname yazdığı anlaşılmaktadır. Seyahatnamesinin bir kopyasını Şam’a dönerken yanında getirir. İlyas Hanna, Yemen’den Irak’a göç eden bir aileye mensuptur. 4 Ağustos 1669’da şaşaalı bir konvoyla Tolon’a gelen Padişah IV. Mehmet’in elçisi Süleyman Ağa’ya, XIV. Louis (1638-1715) ile görüşmelerinde tercümanlık yapmış, sonrasında da Süleyman Ağa ile birlikte 8 ay Paris’te kalmıştır. Sonuçta İlyas Hanna bir Osmanlı tebaasıdır. <em>İlyas Hanna Seyahatnamesi</em>, Güney Amerika’da Hıristiyanlık olgusunun Doğu’lu bir rahip gözüyle nasıl görüldüğüne ilişkin teolojik bir çalışma olarak okunsa, hatta Iraklı bir papazın <em>“32 kısım, tekmili birden” </em>bir macerası olarak kabul edilse dahi bu seyahatname Osmanlı dönemine ait eksik bir belgenin açığa çıkarılması olarak değerlendirilebilir.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=568&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2011/04/06/ilyas-hanna-seyahatnamesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüzleşme Perdeye Hazır</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/12/03/yuzlesme-perdeye-hazir/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/12/03/yuzlesme-perdeye-hazir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:57:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=556</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sinema-TV bölümü öğrencilerinden Ahmet Toklu’nun senaryo ve yönetmenliğini üstlendiği kısa film ‘Yüzleşme’nin afişi hazırlandı. Ebru Köse ve Elis Özgür'ün 3 gün üzerinde çalıştıkları özgün çizim çalışmasını Çağatay Yücebaş afişleştirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sinema-TV bölümü öğrencilerinden Ahmet Toklu’nun senaryo ve yönetmenliğini üstlendiği kısa film ‘Yüzleşme’nin afişi hazırlandı. Ebru Köse ve Elis Özgür&#8217;ün 3 gün üzerinde çalıştıkları özgün çizim çalışmasını Çağatay Yücebaş afişleştirdi.</p>
<p>Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Kutluoba köyünde çekimleri tamamlanan filmin konusu kısaca şöyle:</p>
<p>Mahir hapisten yeni çıkmış bir gençtir. 7 yıl önce çalışmak için gittiği İstanbul’da şehrin rehavetine kapılmış, alkolün etkisiyle bir kıza tecavüz etmiştir. Cezasını çeken Mahir hapishanede tövbe etmiş ve tahliye olduktan sonra köyüne dönmeye karar vermiştir. Ailesi ve köylüler onu adam yaralamaktan hapishaneye girdi zannetseler de o gerçeği bilmekte ve iliklerine kadar pişmanlık duygusunu yaşayıp yaptıklarıyla yüzleşmekten kaçmaktadır&#8230;</p>
<p><strong>Künye:</strong></p>
<p><strong>Senaryo- Yönetmen:</strong> Ahmet Toklu<br />
<strong>Y. Yrd:</strong> Ihsan Çakır, Yusuf Anız, Şükrü Özçelik<br />
<strong>Müzik:</strong> Kenan Işan<br />
<strong>G.Yönetmeni:</strong> Abdurrahim Ünlü<br />
<strong>Kurgu:</strong> Özgür Kılıç<br />
<strong>Sanat Yönetmeni:</strong> Özge Yeşilçimen, Caner Keçeci<br />
<strong>Sanat Grubu (Devamlılık):</strong> Erdem Işler<br />
<strong>Kostüm-Makyaj:</strong> Duygu Eda<br />
<strong>Set Fotoğrafçısı, Işık:</strong> Bora Balbey<br />
<strong>Set Ekibi:</strong> Eray Öksüzoğlu, Aziz Er, Ahmet Turan, Hayati Köse, Uğur Soydemir<br />
<strong>Basın Tanıtım:</strong> Recep Toklu<br />
<strong>Production:</strong> Ismail Baran<br />
<strong>Kamera Arkası:</strong> Onur Doğan  </p>
<p><strong>Yüzleşme’nin Çekimleri Tamamlandı</strong></p>
<p>Ahmet Toklu, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Sinema-TV 3. sınıf öğrencisi… ‘Yüzleşme’ adını verdiği kısa film senaryosu, Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği ‘Geleceğin Sinemacıları’ projesinde 2.’lik ödülü aldı. Kısa bir sonra filmini çekmek için hazırlıklara başlayan Toklu, arkadaş çevresinden oluşan bir ekip kurdu. Mekân olarak Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Kutluoba köyünü seçen Toklu, kısa filmi ‘Yüzleşme’nin çekimlerini 2 gün süren yoğun bir programla tamamladı. </p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">PROFESYONEL OYUNCULAR ROL ALDI</span></strong></p>
<p>Çok renkli ve canlı bir atmosferde çekimleri yapılan Yüzleşme, başarılı oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Türk tiyatrosunun usta oyuncularından Oğuz Oktay ve genç kuşağın başarılı sinema oyuncularından Tarık Köksal’ın başrollerini paylaştığı filmde, Emek Uçarman, Yurdagül Perçin ve Abdülkadir Katra da performansları ile katkıda bulundu. Öğrencilerin heyecanına ortak olmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden usta oyuncu Oğuz Oktay, gerek ekibin heyecanı ve gerekse köylülerin sıcak tavırlarıyla çok güzel bir atmosfer oluşturduğunu söyledi. Filmde Mahir karakterini canlandıran genç oyuncu Tarık Köksal da, ekibinin derslerine çok iyi çalıştığını belirtti.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">AMATÖR RUHLA, PROFESYONEL ÇEKİM</span></strong></p>
<p>Filmin teknik ekibini oluşturan sinema-TV öğrencileri, sabahın erken saatlerinde başlayıp gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam eden çekimlerde büyük bir özveri ile çalıştı. Teknik olanakları kısıtlı imkânlara rağmen eksiksiz bir şekilde kotaran ekip, çekimi de aynı heyecanla gerçekleştirdi. Ekibin kendi imkânlarıyla yaptığı şaryo ilgi odağı haline gelirken, çekim esnasında oluşan sıcak atmosfer de renkli görüntülere dönüştü.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">KÖY HALKINDAN DUYGULANDIRAN KATKILAR</span></strong></p>
<p>Filmin çekimlerinin başladığı andan son saatlere kadar, 2 gün boyunca ilgi ve desteğini eksik etmeyen köy halkı, çekimlerde büyük kolaylıklar sağladı. Oyuncular ve set ekibiyle yakından ilgilenen köylüler, yaptıkları ikramlarla da set çalışanlarını duygulandırdı. Köylü hanımların yaptığı yemekleri yine eşleri ve diğer köylüler servis yaptı. Köylüler ayrıca filmin bazı sahnelerinde rol alarak oyuncu desteği de sağladı.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=556&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/12/03/yuzlesme-perdeye-hazir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Şeriati ve Yeni Çeviriler</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/11/26/ali-seriati-ve-yeni-ceviriler/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/11/26/ali-seriati-ve-yeni-ceviriler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 01:15:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=558</guid>
		<description><![CDATA[Ali Şeriatinin kitapları yeniden türkçede. daha iyi ve anlaşılır bir dille okuyucularla buluşuyor. Okumak herkesin hayali.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/islamnedirmuhammedkimdirKb.jpg"></a><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/ali-seriati.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-562" title="ali-seriati" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/ali-seriati.jpg" alt="ali-seriati" width="200" height="146" /></a>Eğer benim çizdiğim Muhammed portresinin rengi ve çizgileriyle gözünüze tuhaf geldiğini görür veya başkalarının çizdiği portreye pek benzemediğini fark eder ve onu tanıdık bulmazsanız beni veya zihinlerin gerisine o yaygın resmi çizenleri kötü ressam olarak ilan etmekte hürsünüz. Ama her halükârda ben, yaygın olanın aksine, İslam Peygamberi ile ilgili olarak çizdikleri meşhur “şemayil”i bir model olarak seçmedim; onu bir çırpıda unutmaya çalıştım. Tıpkı bir kişinin nitelik ve durumları hakkında edindiği bilgilere ve verilere dayanarak ve onu yakından gören ve tanıyan kimselerin onunla ilgili olarak anlattıklarını esas alarak onun ilk kez portresini çizen bir ressam gibi ben de doğrudan Muhammed’in siyerini inceleyerek onun simasını tasvir edeceğim. Bu sima, başkasının onunla ilgili olarak çizdiği ve diğer herkesin de tamamen ondan taklit ettiği portreye asla benzemez. Burada kalemin, Peygamberi tanıyan bir Müslümanın elinde değil, özellikle insanı tanıyan bir tarihçinin elinde ressam olmasını istedim. Değerli olan, bir aşığın gözündeki değil, bir âlimin gözündeki yüz güzelliğidir.</p>
<p><strong>İÇİNDEKİLER</strong></p>
<p>Ali Şeriati<br />
Yayıncının Notu<br />
Okuyucuyla Hasbihal<br />
Önsöz – İslam Tarihi Ne İşe Yarar</p>
<p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong><br />
İslam Nedir<br />
Giriş<br />
İlk Dönem İslam’ının Temel İlkeleri<br />
Allah ile İnsan Arasında Doğrudan İlişki Kurması<br />
Genel Eşitlik<br />
Yönetimde Şûra<br />
Fertlerin Mutluluğu ve Mutsuzluğu Şefaat ve Yakınlığın Değil Kendi Eylem ve Niteliklerinin Sonucudur<br />
Akıl ve İlim<br />
Din ile Medeniyet Arasındaki Uyum<br />
İnsanın Değişmez Geleneği Vardır<br />
İnsanın Dikkati Tabiat Düzenine ve Onun Sırlarına Çekilir<br />
İnsanın İçgüdülerinin ve Arzularının Kabul Edilmesi<br />
Yabancı Milletlerin ve Dinlerin Haklarının Tanınması<br />
Evrim Kanununun Kabul Edilmesi<br />
Din İnsanı Aşağılamak İçin Değil, Ona Yararlı Olmak İçin Vardır<br />
Görüş Belirtme ve Tartışma Hürriyeti<br />
Tevhid<br />
Tevhid Nedir<br />
Cehalet, Korku ve Menfaat<br />
Tevhid Sloganı</p>
<p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong><br />
Muhammed kimdir<br />
İslam Hareketinin Kahramanı Muhammed<br />
Muhammed’in Siyeri<br />
Medine Dönemi<br />
Birinci Yıl<br />
İkinci Yıl<br />
Altıncı Ay: Bedir Gazvesi<br />
Bilal’in Bedri<br />
Ebucehil’in Öldürülüşü<br />
Ukkâşe’nin Kılıcı<br />
Ebubekir’in Oğluyla Konuşması<br />
Kuyu Sakinleri<br />
Mustazaflar<br />
Terör<br />
Küdür Gazvesi<br />
Yahudi Sorunu<br />
Üç Şairin Öldürülüşü<br />
Kaynukaoğulları Gazvesi<br />
Sevik Gazvesi<br />
Üçüncü Yıl<br />
Zîemr Gazvesi<br />
Fer Gazvesi<br />
Karede Seriyesi<br />
Yahudi İmhası<br />
Yeni Kurulan Bağlar<br />
Uhud Savaşı<br />
Hamrâulesed Gazvesi<br />
Bedir ve Uhud<br />
Ebuseleme bin Abdulesed Seriyesi<br />
Abdullah bin Üneys Seriyesi<br />
Dördüncü Yıl<br />
Reci Seriyesi<br />
Biri Maûne<br />
Bir Yahudi Tehlikesi Daha<br />
Nadiroğulları Gazvesi<br />
Zâturrikâ Gazvesi<br />
İkinci Bedir Gazvesi<br />
Beşinci Yıl<br />
Dûmetulcendel Gazvesi<br />
Hendek Savaşı (Ahzab)<br />
Sâd’ın Ölümü<br />
Altıncı Yıl<br />
Lihyanoğulları Gazvesi<br />
Zûkared Gazvesi<br />
Mustalikoğulları Gazvesi<br />
İfk Olayı<br />
Yedinci Yıl<br />
Hudeybiye Barışı<br />
Rıdvan Biatı<br />
İsyancı Müslümanlar<br />
Dünya Liderlerine Mektuplar<br />
Hayber Gazvesi<br />
Vâdilkurâ Gazvesi<br />
Herakliyus’un Cevabı<br />
Hayber Sonrası Seriyeler<br />
Mekke’ye Doğru: Kaza Umresi<br />
Meymune ile Evlenmesi<br />
İbni Ebilavcâ Seriyesi<br />
Zeyneb’in Ölümü<br />
Sekizinci Yıl<br />
Galip bin Abdullah Gazvesi<br />
Habat Seriyesi<br />
Mûte Savaşı<br />
Selasil Seriyesi<br />
Mekke’nin Fethi<br />
Halit Seriyesi<br />
Huneyn Gazvesi<br />
Taif Kuşatması<br />
Bu Kaleler Yıkılmalı<br />
Peygamber’in Kızkardeşi<br />
Malik bin Avf<br />
Fey Taksimi<br />
Ensarın Kaygısı<br />
Umre Haccı ve Dönüş<br />
Ailesi İçinde Peygamber<br />
Dokuzuncu Yıl: Temsilciler Yılı<br />
Kanında Ne Görüyorsun<br />
Kaçak Şair Kâb<br />
Zorluk Ordusu<br />
Münafıkların Komplosu<br />
Ağlayan Mücahitler<br />
Ebuzer Olmalı!<br />
Tebûk Sınırı<br />
Öküz Avlıyor<br />
Dönüş Yolunda<br />
Peygamber’e Terör Komplosu<br />
Peygamber Dırar Mescidini Yaktırıyor<br />
Medine’ye Giriş<br />
Sakif Heyeti<br />
Hac ve Beraat<br />
Himyer Padişahının Elçileri<br />
Ali bin Ebutalip’in Seriyesi<br />
Temim Heyeti<br />
Sâdoğulları Elçisi<br />
Ferve bin Amr<br />
Hainin Ölümü<br />
Vergi Memurları<br />
Ümmü Gülsüm’ün Ölümü<br />
Onuncu Yıl<br />
İbrahim’in Ölümü (Rebiulevvel)<br />
Ali bin Ebutalip’in Yemen’e Gönderilişi<br />
Âmiroğulları Elçileri<br />
Abdulkays Elçisi<br />
Tay Elçileri<br />
Hanifeoğulları Elçileri<br />
Halit Necran’da<br />
Muhammed Ölüyor<br />
Mekke’de, İnsanların Evinin Kenarında<br />
Veda<br />
Geleceği Düşünürken<br />
Onsekiz Yaşındaki Komutan<br />
Muhammed’in Son Günleri<br />
Son Çaba<br />
Pazartesi Günü</p>
<p><strong>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</strong><br />
Muhammed’i Tanıyalım<br />
Onbeş Yıllık Suskunluk<br />
Başlangıç<br />
İlk Emir<br />
İlk Müslümanlar<br />
Muhammed ve Mucize<br />
Muhammed’in Gözünde ve Gönlünde Kadın<br />
Cahş’ın Kızı Zeynep<br />
Çok Eşlilik<br />
Ayşe<br />
Sevde<br />
Ümmü Seleme (Hind)<br />
Ümmü Habibe (Remle)<br />
Cüveyriye<br />
Safiye<br />
Meymune<br />
Hafsa<br />
Zeynep<br />
Muhammed’in Huyu ve Ahlakı</p>
<p><strong>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</strong><br />
Muhammed’in Siması</p>
<p><strong>EKLER</strong><br />
Bidat<br />
Rabb<br />
Allah’ın Eli Açıktır<br />
Tartışma Hürriyeti ve İfade Özgürlüğü<br />
Abdullah bin Cahş Seriyesi<br />
Habeşistan Muhacirlerinin Dönüşü<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=558&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/11/26/ali-seriati-ve-yeni-ceviriler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>28. İstanbul Kitap Fuarı</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/28-istanbul-kitap-fuari/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/28-istanbul-kitap-fuari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 14:59:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[fuar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[tüyap]]></category>
		<category><![CDATA[tüyap kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=550</guid>
		<description><![CDATA[31 Ekim-8 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenecek olan 28. İstanbul Kitap Fuarı 9 Gün sürecek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/kitapfuari2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-551" title="kitapfuari2" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/kitapfuari2-300x193.jpg" alt="kitapfuari2" width="300" height="193" /></a>TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve <strong>Türkiye Yayıncılar Birliği</strong> tarafından TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Beylikdüzü’nde, 31 Ekim-8 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenecek olan <strong>28.</strong> <strong>İstanbul Kitap Fuarı, 31 Ekim 2009 Cumartesi günü saat 12.00’de </strong>TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de<strong> Uluslararası Yayıncılar Birliği Başkanı Sayın Herman P. Sprujit,</strong> <strong>Türkiye Yayıncılar Birliği</strong><strong> Başkanı Sayın Çetin Tüzüner</strong>,<strong> TÜYAP Kitap Fuarları Danışma Kurulu Başkanı Sayın Doğan Hızlan</strong>, <strong>İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Dr. Muammer Yıldız</strong>, <strong>28. İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı Sayın Cevat Çapan</strong>, <strong>19. İstanbul Sanat Fuarı Onur Sanatçısı Sayın Muhsin Kut ve TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Bülent Ünal </strong>tarafından açıldı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Yurt içi ve yurt dışından 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenen 28. İstanbul Kitap Fuarı’nda uluslararası etkinliklerin yanı sıra söyleşi, panel, şiir dinletisi, atölye ve çocuk aktiviteleriyle birlikte <strong>297 etkinlik</strong> düzenleniyor.</p>
<p align="justify"><strong>Uluslararası Salon </strong></p>
<p align="justify">Fuarda bu sene okurları karşılayacak önemli bir yenilik ilk kez açılan <strong>Uluslararası Salon</strong>’dur. <strong>27</strong> ülkeden <strong>62 </strong>yayıncı, editör ve yayıncılar birliği temsilcilerinin yer alacağı Uluslararası Salon, fuarın ilk dört günü <strong>31 Ekim-3 Kasım 2009</strong> tarihlerinde, 11.00-18.00 saatleri arasında açık kalacaktır. Uluslararası Salona bu sene ilk kez Avrupa Kültür Merkezleri: Fransa, Finlandiya, İspanya, Hollanda, Romanya, Yunanistan, İsveç, İsviçre ve İtalya ortak bir standla katılırken, salonun diğer katılımcıları Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Küba, Venezüela Bolivar Cumhuriyeti, Romanya ve Fransa’dan yayıncılar ve editörlerden oluşuyor.</p>
<p align="justify">Bağımsız bir edebiyat topluluğu olan Literature Across Frontiers ise Bask, Çek Cumhuriyeti, Galler, Estonya, Macaristan, Katalonya, Litvanya, Letonya, İskoçya, İrlanda, Polonya, Portekiz ve Slovenya’yı temsilen fuara katılıyor. </p>
<p align="justify">Uluslararası salon içinde bulunan <strong>Forum</strong> alanı dört gün boyunca çok sayıda yazarı ağırlayacak ve sektörel etkinliğe ev sahipliği yapacak. Salon içinde ayrıca çevirmenlerin bir arada olacağı çeşitli çeviri etkinliklerinin düzenleneceği bir buluşma noktası olarak <strong>Çeviri Merkezi</strong> de bulunacak.</p>
<p align="justify">Kitapseverlerin katılımına açık olan Uluslararası Salon kapanış günü olan 3 Kasım 2009 Salı akşamı saat 18.00’e kadar ziyaret edilebilir.</p>
<p align="justify"><strong>Eğitim ve Kaynak Kitaplarla Sınava Hazırlık Yayınları Salonu</strong></p>
<p align="justify">Fuarın diğer bir yeniliği ise kitap fuarı süresince açık kalacak olan “Eğitim ve Kaynak Kitaplarla Sınava Hazırlık Yayınları” Salonu. 6 numaralı holde okurları karşılayacak olan salon fuar süresince ziyaret edilebilir.</p>
<p align="justify"><strong>Fuarın Yabancı Yazar Konukları</strong></p>
<p align="justify">28. İstanbul Kitap Fuarı yurt dışından çok sayıda yazar, şair, eleştirmen ve çevirmeni ağırlamaya hazırlanıyor. İstanbul Kitap Fuarı’nın yurt dışından söyleşi ve imza günlerine katılmak üzere <strong>51</strong> yazar konuğu var.</p>
<p align="justify">Türkiye’de uzun zaman çok satanlar listesinde yer alan kitapların yazarı <strong>Adam Fawer</strong> bir söyleşi ve ardından imza saatiyle Türkiye’den okurlarıyla ilk kez 31 Ekim Cumartesi günü fuarda bir araya gelecek.</p>
<p align="justify">Türkçe’de özellikle harem ve padişah eşleri üzerine yazdığı romanıyla tanınan Amerikalı yazar <strong>Ann Chamberlin</strong> 7 Kasım 2009 Cumartesi günü okurlarıyla söyleşide bulunacak. Fuar’ın Amerikalı bir diğer konuğu ise yazar-senarist <strong>Richard Price</strong>. Senarist Richard Price da 7 Kasım 2009 Cumartesi günü bir panelde konuşmacı olarak yer alacak.</p>
<p align="justify">Mısır’da kadın hareketiyle ilgili önemli çalışmalar yapan ve muhalif kişiliğiyle tanınan <strong>Naw-al El Saadawi</strong> 1 Kasım 2009 Pazar günü fuarda olacak.</p>
<p align="justify">Fuar’ın bir diğer konuğu ise <strong>David Gibbins</strong>’tir. Gibbins 31 Ekim Cumartesi 2009 tarihinde imza günüyle okurlarıyla buluşacaktır.</p>
<p align="justify">Fransa’da yaşayan yazar <strong>Olivier Rolin </strong>gelmesi netleşen diğer isimler arasında. Yazar, açılış günü olan 31 Ekim 2009 cumartesi günü fuarda Türkiye’den okurlarıyla söyleşme fırsatı bulacak.</p>
<p align="justify">Türkiye üzerine yaptığı araştırmalar ve haberleriyle tanınan gazeteci-yazar <strong>Marc Semo</strong> ise Fransız Kültür Merkezi’nin davetlisi olarak 31 Ekim 2009 Cumartesi günü kitap fuarında Ahmet İnsel ile birlikte panele katılacak. Fransa’dan fuara katılan diğer konuklar arasında şair <strong>Michel Cassir</strong> ve <strong>Gérard Augustin</strong> de bulunuyor. Türkiye’den şairlerle bir araya gelecek olan Fransız şairler kendi şiirlerini okuyacakları bir dinletiye katılacaklar.   </p>
<p align="justify">Fuar’ın gelmesi netleşen diğer bir konuğu ise Türkiye’de daha çok Latin Amerika üzerine incelemeleriyle tanınan yazar <strong>Richard Gott</strong>. Uzun yıllar bulunduğu Küba ve Latin Amerika’da araştırmalar yapan Richard Gott 1 Kasım 2009 Pazar günü fuarda okurlarıyla buluşacak.</p>
<p align="justify"><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/kitapfuari.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-552" title="kitapfuari" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/kitapfuari-300x193.jpg" alt="kitapfuari" width="300" height="193" /></a>Türkçe’de Avrupa tarihi üzerine yazdığı araştırmalarıyla tanınan Hollanda’lı yazar <strong>Geert Mark</strong> ise 1 Kasım 2009 Pazar günü fuarda okurlarıyla bir araya gelecek.</p>
<p align="justify">Kübalı yazar-şair- kadın aktivist <strong>Nancy Morejon</strong>, Küba’dan davetli olarak geleceği fuarda Afrika ve İspanyol kültürlerinin Küba kimliğine etkileri üzerine söyleşiye katılacak.</p>
<p align="justify">Romanya Kültür Bakanlığı’nın davetlisi olarak İstanbul Kitap Fuarı’na katılan yazarlar <strong>Gabriella Chifu</strong> ve <strong>Dan Cristea</strong> Modern Romanya Edebiyatı üzerine düzenlenen panelde konuşmacı olarak yer alacak.</p>
<p align="justify">Bu sene ana teması “Kültürlerarası Diyalogda Çeviri” olarak belirlenen kitap fuarına çok sayıda çevirmen de katılıyor. Bunlar arasında Avrupa Çevirmenler Birlikleri Federasyonu Başkanı <strong>Martin de Haan</strong>,  <strong>Maureen Freely</strong>, <strong>Hanneke van der Heijden</strong>,<strong> Ingrid Iren </strong>ve<strong> Rafael Carpintero</strong> bulunuyor.</p>
<p align="justify">Ayrıca Tanpınar Festivali kapsamında Türkiye’de bulunan <strong>Carme Riera, Cristina Fernandez Cubas</strong>, <strong>Bernardo Atxaga</strong>, <strong>Valter Hugo Mae</strong>, <strong>Ingo Schulze</strong>,  <strong>Olga Tokarczuk</strong>, <strong>Jessica Lutz, Owen Mathews</strong>, <strong>Frank Westerman</strong>,<strong> Alek Popov, Norman Manea </strong>ve<strong> Dan Lungu</strong> fuarın diğer konukları arasında.</p>
<p align="justify">Fuar’ın İtalya’dan gelen konuğu ise Türkiye’de Atatürk üzerine yazığı kitabıyla tanınan <strong>Fabio L. Grassi</strong>’dir. Fuara Rusya’dan katılacak olan <strong>Dina Rubina</strong> ise açılış günü Çeviri Merkezi’nde düzenlenecek etkinlikte konuşmacı olarak yer alacak.</p>
<p align="justify">Fuarın 31 Ekim 2009 Cumartesi günü yapılacak açılış törenine Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkanı <strong>Herman P.</strong> <strong>Sprujit</strong> de katılıyor. Sprujit törenin ardından uluslar arası kitap fuarları ve yayıncılık sektörü üzerine bir panelde konuşmacı olarak yer alacaktır.</p>
<p align="justify">Word Express Edebiyat Okuması Yolculuğu’nun son ayağı ise İstanbul’da yapılıyor. Genç 20 yazar ve şairden oluşan proje kapsamında <strong>Adisa Basic (Saraybosna), Netalie Braun (İsrail), Christos Chryssopoulos (Yunanistan), Aleksandra Dimitrova (Makedonya), Milan Dobricic (Sırbistan), Adela Greceanu (Romanya), Anahit Hayrapetyan (Ermenistan), Uri Hollander (İsrail), Ivan Hriston (Bulgaristan), Katerina Illiopoulov (Yunanistan), Igor Isakovkski (Makedonya), Cladiu Komartin (Romanya), Mirt Komel (Slovenya), Owen Mortell (Galler), Roman Mundair (İskoçya), Makro Pogacar (Hırvatistan), Mina Simic (Hırvatistan) </strong>ve <strong>Ognjen Spahic (Sırbistan)</strong> 3 Kasım 2009 Salı günü fuarda okuma etkinliği yapacak.</p>
<p><strong>Fuar’ın Sergileri </strong></p>
<p align="justify">28. İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı Cevat Çapan’ın yaşamından fotoğraflardan oluşan “<strong>Uzaktan Yakına Cevat Çapan</strong>” sergisi üst kat ana fuayede fuar süresince gezilebilir. </p>
<p align="justify">Fuar’ın bir diğer önemli sergisi ise “<strong>Kültür Yaşamında Öncü Bir Girişimci: Mustafa Kemal Ağaoğlu</strong>” sergisidir. Ağaoğlu Yayınevi’nin, Yazarlar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi YAZKO’nun kurucusu ve başkanı, Bilim, Kültür, Sanat Kurumu BİLSAK’ın kurucusu ve yöneticisi Mustafa Kemal Ağaoğlu ölümünün 10. yılında İstanbul Kitap Fuarı’nda bir sergi ve panelle anılacak.</p>
<p align="justify">Fuar’da 6 no’lu salonda küratörlüğünü Jülide Bigat’ın yaptığı fotoğraf sanatçıları Uğur Ataç, Muhsin Akgün ve Adil Gültekin’in objektifinden Modalıların fotoğrafları “<strong>Modanın Yüzü</strong>” sergisi düzenlenecektir. Bu salonda gerçekleştirilen bir diğer sergi ise Avrupa 2010 Kültür Başkenti Ajansı’nın düzenleyeceği Geleneksel Türk Kitap Sanatları’ndan oluşan “<strong>Bugünün Ustaları 2009” sergisidir.</strong></p>
<p align="justify">Fuarda ayrıca Rahmi M. Koç Müzesi “<strong>Yalvaç Ural Teneke Oyuncaklar</strong>” sergisi de 6 no’lu salonda ziyaret edilebilir.</p>
<p align="justify">Bu yıl İstanbul Kitap Fuarı’nın <strong>Onur Yazarı </strong>değerli şair, tiyatro eleştirmeni ve çevirmen<strong> Cevat Çapan </strong>olurken ana teması<strong>  “Kültürlerarası Diyalogda Çeviri” </strong>olarak belirlenmiştir. Öğrenci, öğretmen ve emeklilere girişin ücretsiz olduğu fuar giriş ücreti 5 tl’dir. 28. İstanbul Kitap Fuarı, <strong>ARTİST 2009 – 19. İstanbul Sanat Fuarı </strong>ile eş zamanlı<strong> </strong>gerçekleştirilmektedir.</p>
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=550&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/28-istanbul-kitap-fuari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teoman&#8217;dan Yeni Albüm</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/teomandan-plak-formatinda-album/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/teomandan-plak-formatinda-album/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 14:40:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[cd]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık hali]]></category>
		<category><![CDATA[kaset]]></category>
		<category><![CDATA[plak]]></category>
		<category><![CDATA[Plak Formatında]]></category>
		<category><![CDATA[teoman]]></category>
		<category><![CDATA[yeni albüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=545</guid>
		<description><![CDATA[Teoman “insanlık halleri” isimli 8. albümünü tamamlıyor. Şu an 8. Albümü “insanlık halleri” için stüdyo çalışmalarını tamamlamakta olan teoman, bu albümü ile birlikte, aynı dönemde hayranları ve müzikseverler için, eski albümlerini plak olarak çıkaracak.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/teoman.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-546" title="teoman" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/teoman-300x193.jpg" alt="teoman" width="300" height="193" /></a>Teoman “insanlık halleri” isimli 8. albümünü tamamlıyor. Şu an 8. Albümü “insanlık halleri” için stüdyo çalışmalarını tamamlamakta olan teoman, bu albümü ile birlikte, aynı dönemde hayranları ve müzikseverler için, eski albümlerini plak olarak çıkaracak.</p>
<p>Plak, değişen teknolojiyle yokolmaya yüz tutmuşken, müzisyenler ve nostaljik müzikseverler bu formatı yaşatmaya çalışıyorlar.<br />
Günümüzde mp3 formatının yayılmasıyla, albümlerin internette yayınlanması gündemdeyken, teoman albümlerini plak ( lp ) formatıyla yayınlıyor.<br />
Çok kısıtlı üretimi yapılacak olan bu albümler, numaralı olacak ve bir daha basılmayacak.<br />
Plakseverler ve koleksiyonerler için yapılan bu çalışma, teoman&#8217;ın &#8220;teoman&#8221;, &#8220;en güzel hikayem&#8221;, &#8220;renkli rüyalar oteli&#8221;, &#8220;söz-müzik teoman&#8221; albümleri  ile başlayacak ve diğer albümleriyle devam edecek.<br />
Şubat ayında çıkacak yeni stüdyo albümü &#8220;insanlık halleri&#8221; de plak olarak &#8211; yine sınırlı sayıda &#8211; basılacak.</p>
<p><em>Teoman’ın 3 yıllık aradan sonra ”İnsanlık Halleri” adlı albümü müzik severlerle buluşucak.Çoğu şarkı söz ve müzikleri kendisine ait olan albümde 2 tanede sürpriz isim bizlerle.Teoman’ın şair Ahmet Erhan’ın ”Sevişirdik Bazen”şiirine,Elif Şafak’ın da  ”Uçurtmalar” adlı şarkısına müzik yaptı.</em></p>
<p>Beş ayrı aranjörle çalışan sanatçı albümünü 9 aylık bir süreçte gerçekleştirdi.<span>Alper Erinç ve Sarp Özdemiroğlu”nun düzenlemelerde yoğun olarak çalıştığı bu albüm</span> 11 şarkıdan oluşuyor.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.yayinsepeti.com/2009/08/25/jacksonun-olumundeki-sir-perdesi/" title="Jackson&#8217;un Ölümündeki Sır Perdesi">Jackson&#8217;un Ölümündeki Sır Perdesi</a></li>
<li><a href="http://www.yayinsepeti.com/2009/07/17/yalniz-kadinlar-icinnathalie-cardone/" title="Yalnız kadınlar için:NATHALIE CARDONE ">Yalnız kadınlar için:NATHALIE CARDONE </a></li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=545&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/teomandan-plak-formatinda-album/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşmanla Sevişenler</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/dusmanla-sevisenler/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/dusmanla-sevisenler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 13:56:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[avi maraşliyan]]></category>
		<category><![CDATA[devlet tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[düşmanla sevişenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=540</guid>
		<description><![CDATA[Devlet Tiyatrolarının, ''60. Yılında 60 yeni yerli oyunu dünya tiyatrosuna kazandırmayı hedefleyen Devlet Tiyatroları; yerleşik sahnelerinin bulunduğu 10 bölge'de 10 yeni oyuna dünya prömiyeri yaparken…'' girişiyle web sitesinde yer verdiği bir yazıyı okuyarak ve ''60 yeni yerli oyun'' adına heyecanlanarak, Adana Devlet Tiyatrosu'nun yolunu tuttum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/avimarasliyan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-541" title="avimarasliyan" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/avimarasliyan.jpg" alt="avimarasliyan" width="215" height="172" /></a>D</strong></span>evlet Tiyatrolarının, &#8221;60. Yılında 60 yeni yerli oyunu dünya tiyatrosuna kazandırmayı hedefleyen Devlet Tiyatroları; yerleşik sahnelerinin bulunduğu 10 bölge&#8217;de 10 yeni oyuna dünya prömiyeri yaparken…&#8221; girişiyle web sitesinde yer verdiği bir yazıyı okuyarak ve &#8221;60 yeni yerli oyun&#8221; adına heyecanlanarak, Adana Devlet Tiyatrosu&#8217;nun yolunu tuttum.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>D</strong></span>ÜŞMANLA SEVİŞENLER isimli, Ender ÇAKMAK&#8217;ın yazıp, Abdullah CERAN&#8217;ın yönettiği &#8221;yeni yerli&#8221; oyunu izlemek üzere salondaki yerimi aldım. Oyunun müziklerini Cem İDİZ, dekor tasarımını Sunar ŞEYLAN, dans düzenini ise Lilia PETROVA sağlamış. Oyunun oyuncu kadrosunda ise 40 tane oyun kişisi bulunuyor.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>P</strong></span>erdenin açılmasıyla, oyun dekorunun tasarım tercihine ilişkin bir &#8221;tuhaflık&#8221; seziliyor. Sahnenin sağ ve sol yanına yerleştirilmiş kulübe ve oyunun büyük bölümünde kullanılan-işçilerin çalıştırıldığı platform görünüyor. Bu iki yerleşkenin ortasında -sahnenin gerisine, siyah perdeye doğru- bir boşluk bırakılmış. Bu boşluk ne ifade ediyor demeye kalmadan iki askerin, tüfekleriyle, nöbet tuttuklarını görüyoruz. Ancak nöbet tuttukları yerin, siyah perdeye doğru gösterilmeyen -ne olduğunu ancak tasarımcısının bileceği- uzantıya doğru değil, oyun kişilerinin giriş çıkış yaptıkları, oyunda göremediğimi, sahnenin sağ ve sol gerisine doğru olduğunu görüyoruz. Yani bir araba düşünelim ki sahibi, geceleri yalnızca şoför kapısını kilitleyip evine dönüyor… Perde açıldıktan sonra tavandan inen beyaz bir perdede Adolf HITLER&#8217;in İkinci Dünya Savaşı sırasındaki görüntülerini, gazete manşetlerini, tankları-topları-tüfekleri vs. görüyoruz. Artık -neredeyse- ezbere bilinen bu görüntülerden sonra sahne aydınlanıyor ve sahnenin sağ tarafında patatesleri temizleyip, çuvallara doldurup, tartan kadınların; sol tarafında ise, Alman Ordusu&#8217;na ait olduğunu kısa sürede anlayacağımız bir kulübenin varlığını fark ediyoruz. Henüz hiç kimseler replik atmamışken tabloyu tahmin edebiliyoruz: NAZİ İŞGALİ ALTINDA ÇALIŞTIRILAN &#8221;ÖTEKİ&#8221; İNSANLAR… Bu tablo, konu olarak ele alınan &#8221;NAZİ&#8221; kavramı söz konusu olunca niçin &#8221;istilacı Almanlar ve diğerleri&#8221; şeklinde işlenir, benzerleri hiç mi düşünülmez, biz buna &#8221;kolaycılık&#8221; mı yoksa &#8221;esinlenmek&#8221; mi deriz, bilinmez. Oyun, henüz başlarında; &#8221;az da olsa&#8221; içinde bulundukları durumu her şeye rağmen pozitif bir etkiye dönüştürebilen güçsüz-ezilen kadınların &#8221;dans&#8221; sahnesiyle bambaşka bir tablo gösteriyor bizlere. Öncelikle, oyunun sonlarında öğreneceğimiz &#8221;tecavüz&#8221; olgusuna, hayatlarının bu şekilde son demleri olduğuna dikkat çeken, ezilen, işgalciler tarafından birkaç para karşılığında beden güçlerinin kullanılmasına rağmen, gülerek dans eden, şarkılar söyleyen kadınlar (oldukça mutlu olmaları gerekiyormuş gibi görmemiz gerekiyordu, ki buna rağmen dans sahnesinde mutlu olmayan oyuncu performanslarına tanık olduk) görüyoruz. Sonrasında oyunun yazarı Ender ÇAKMAK geliyor aklıma: İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortası ve istila altında Norveç. Tecavüze uğrayan, dövülen, küfredilen, tüm hakları elinden alınmış ve insafsızca çalıştırılan kadınlar niçin &#8221;sevimlice&#8221; şarkı söyler ve dans ederler… İkinci Dünya Savaşı, Norveç&#8217;te bu şekilde mi cereyan etmiştir… Şarkının sözleri her ne kadar &#8221;olması gerektiği gibi&#8221; olsa da, sahne devinimi gerçeklikten uzak bir tabloyu görmemizi sağladı. Sonrasında dans ritmi göze çarpıveriyor hemen. Sanki ne dans edenler ne de koreografı bu sahneyi içine sindirebilmiş… Oyunun o dakikalarını görmezden gelmek istiyor gibiler sahnede. Lilia PETROVA&#8217;nın bu durumu gözden kaçırmamış olacağını düşünmek istiyorum…<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>*O</strong></span>yun ilerledikçe, &#8221;yeni ve yerli&#8221; oyun metninde &#8221;yeni ve yerli&#8221; olan herhangi bir şey göremiyorum. Yeni olan, oyunun ilk defa sahnelenmesi, evet; peki yerli olan nedir, anlamak oldukça güç. Bir yandan Devlet Tiyatroları dramaturgları, oyun metninde yazarı tarafından tercih edilen &#8221;yabancı mekan ve kişi&#8221; olgusunu, ifadenin bu şeklini sorgular, reddeder ve kabul etmezken, diğer yandan, D.T&#8217;nin 60 oyun bulma telaşıyla tüm bu kriterlerini bir kenara bıraktığını görüyorum… D.T. dramaturgları Ender ÇAKMAK&#8217;ın Türk Oyun Yazarı olmasını yeterli bulmuş, &#8221;yerli oyun&#8221; diyebilmek için. Yerli göremediğimiz bir metin ne anlatır onu da irdelemek gerekir: &#8221;yeni&#8221;… Devlet Tiyatroları&#8217;nın sezon oyunu işin yakıştırdığı sıfatlardan birisi de bu maalesef. Oyun İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortasında, Nazi Almanya&#8217;sının Norveç istilasına bir parantez açıyor. Oyun sonuna kadar bekleyenler de gördüler ki, oyunda bu güne, &#8221;yeniye&#8221; dair tek bir nüans yok. O halde Devlet Tiyatroları &#8221;YENİ ve YERLİ&#8221; şeklinde demeç verirken, aslında &#8221;58, 59, 60&#8221; hesabı yaparak, 60 oyunun ne şekilde tercih edildiğini görmemizi sağlamış.<br />
 <br />
*&#8221;Oyun ilerledikçe&#8221;… Oyunun bir türlü ilerlemeyişini bize hafifte olsa hissettiren Adolf HITLER içerikli sinevizyon gösterilerinin &#8221;amaçsızlığı&#8221;, içerikle -sahne aralarına serpiştirilerek- bir ilintisinin olmadığını fark ediyoruz. Yani, &#8221;Norveç&#8217;te, aslında tüm dünyada yaşanan vahşetin sorumlusu Hitler&#8217;dir!&#8221; şiarı izleyicinin aklına kazınıyor kazınmasına ama oyunun yazarı Ender ÇAKMAK&#8217;ın ele aldığı olay örgüsünde, bu durumdan bahsedilmek isteniyor; öyle ki, Yüzbaşı &#8211; Gökhan DOĞAN&#8217;ın tekelinde bir bölge, kaçakçılık ve benzer ilişkileri onun yönettiği ve bu kirli ilişkilerin -ara sıra hissettirilen- yahut bahsedilen yönüyle değil, birkaç kadının &#8216;hayalleri, umutları ve beklentileri&#8217;ne ilişkin bir konsept oluşturmaya çalışmış oyunun yazarı. O halde Adolf HITLER eklentileri niçin tercih edilmiş anlamak güç.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>O</strong></span>yunun, sinevizyon gösterileri gibi &#8221;baltalanmasına&#8221; neden olan diğer bir tercih ise &#8221;iç ses&#8221; sıklığı… Oyun kişileri, iç ses tekniği kullanılarak konuşturuluyor ve bu oldukça sık kullanılıyor nedense. Umutlarını, aşklarını, giyecekleri kıyafetleri, özgürlüğü düşünen oyun kişileri &#8221;düşmanla sevişmeden&#8221; -açıkça söyleyemedikleri gibi- oyunun birkaç yerine serpiştirilen iç ses konuşmalarıyla da oyundan kopmamızı sağlıyor her seferinden.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>B</strong></span>ayan oyuncuların &#8221;isteksiz&#8221; ve ruhsuz tavırları pek tabii performanslarına da yansıyor. İlk koreografide olduğu gibi hareketin sağlanmaya çalışıldığı diğer sahnelerde de etkisiz kalıyorlar. İHTİYAR &#8211; Esra ÜLGER&#8217;in replikleri ağzından çıkmak için can atıyor. Bir &#8221;boğumlama&#8221; problemi yansıyor bizlere. LYNN &#8211; Derya KEYF, SERA -Sema ÖNER KELAV, KEİTH &#8211; Sevinç GEDİKTAŞ oyunun isteksiz ve pasif karakterleri. Yazar oyunu yeniden çalışır ve bu oyun kişilerini yok sayarsa, DÜŞMANLA SEVİŞENLER oyunu kendi kalitesinden bir şey kaybetmez diye düşünüyorum. Bununla birlikte oyunda figüratif olarak değerlendirilen asker, halk vs. gibi kişilerin sayısı oldukça fazla. 40 kişinin 10&#8242;u dışında pek de gereğinin olmadığını düşünüyorum, &#8221;fazla figüranı&#8221; olduğu için gösterimden oyun kaldıran D.T. Genel Müdürlüğü aklıma düşünce.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>Y</strong></span>ÜZBAŞI &#8211; Gökhan DOĞAN, ÇAVUŞ &#8211; Çağrı TURAN, AMANDA &#8211; Burçin BÖRÜ ve ALBA &#8211; Nimet İYİGÜN oyunun kendilerine çizdiği sınırlar dahilinde bir oyun koyuyorlar ortaya. Çağrı Turan ve Nimet İYİGÜN&#8217;ün kırmızı perde önündeki sahnelerinde duygu eksikliği göze çarpıyor. Çağrı TURAN bazı repliklerinde inandırıcılığını yitiriyor ve o da oyunun&#8221;mutsuz&#8221; kişilerinden birisi olup çıkıveriyor karşımıza.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>D</strong></span>ÜŞMANLA ŞEVİŞENLER oyununda Norveçli ve Alman oyun kişilerinin bir taraftan &#8221;isteyerek&#8221; (Çavuş ve Alba) diğer taraftan ise &#8221;zorla&#8221; (Sera ve Onbaşı) seviştikleri metaforunun ardında kalanların; ne Adolf HITLER ordusu, Nazi Almanyası, İkinci Dünya Savaşı ve Adana D.T. Müdür V. Ahenk DEMİR&#8217;in oyun broşüründe söylediği gibi: &#8221;…dünyanın, ülkemizin, toplumumuzun ihtiyacı olan barışa özlemi bir kez daha vurgulayarak…&#8221;, ne de &#8216;barış&#8217;la ilgisi olduğunu görüyorum. Düşmana bedenini satıp &#8216;özgürleşen&#8217;ler, bedenini işgal eden düşmandan intikam alıp &#8216;öldüren&#8217;ler, aşk ve tutkularını gizlemeyip &#8216;ölen&#8217;leri resmeden DÜŞMANLA SEVİŞENLER oyunu, Ahenk DEMİR&#8217;i anlamamıza olanak tanımıyor haliyle.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>O</strong></span>yunun yönetmeni Abdullah CERAN için parantez açmak istemiyorum. Abdullah CERAN&#8217;ın herhangi bir izi görünmüyor &#8221;izleyicilerin&#8221; bol olduğu yerden.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>D</strong></span>evlet Tiyatroları, tanıtım yazısında kullandığı, &#8221;yeni ve yerli&#8221; oyun metinlerinin heyecanını, daha, izlediğim ilk oyundan yitirmeme neden oldu böylelikle. Oysa hepimiz biliyoruz ki, 500. yılda 500 yerli oyunu &#8221;tamamlamaya&#8221; çalışmak da çılgınlıktan öteye geçemeyecektir.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>T</strong></span>ıpkı DÜŞMANLA SEVİŞENLER oyununun bir daha D.T. tarafından sahnelenmeyeceğine olan inancımda olduğu gibi, diğer &#8221;yeni&#8221; metinler adına da endişe duymaya başladım şimdiden.<br />
 <br />
   <span style="font-size: xx-small; color: #726571; font-family: Times New Roman Tur;"><strong>Ü</strong></span>çüncü zil çalmıyor…<br />
 <br />
Avi MARAŞLIYAN/tiyatronline<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.yayinsepeti.com/2009/08/25/tipleme-virtuozu-demet-akbag/" title="Tipleme Virtüözü: Demet Akbağ">Tipleme Virtüözü: Demet Akbağ</a></li>
<li><a href="http://www.yayinsepeti.com/2009/08/25/nasreddin-hoca-odulleri/" title="Nasreddin Hoca Ödülleri">Nasreddin Hoca Ödülleri</a></li>
<li><a href="http://www.yayinsepeti.com/2009/08/18/karagozun-tasvirleri-sergilenecek/" title="Karagöz&#8217;ün tasvirleri sergilenecek ">Karagöz&#8217;ün tasvirleri sergilenecek </a></li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=540&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/dusmanla-sevisenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortadoğuda Modernleşme</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/ortadoguda-modernlesme/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/ortadoguda-modernlesme/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 13:50:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=535</guid>
		<description><![CDATA[Bu kitap, batıdan ve İslam dünyasından tanınmış birçok entellektüelin “İslam ve sekülerizm” üzerine yazılarını ihtiva etmektedir. Ortadoğu’daki modernleşme olgusunu yakından tanımamıza imkan tanıyan kitap, bölgenin yeni yüzyılda yaşayacağı değişimlerin de ipuçlarını vermektedir.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/ortadoguda-modernlesme.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-536" title="ortadoguda-modernlesme" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/ortadoguda-modernlesme-300x193.jpg" alt="ortadoguda-modernlesme" width="300" height="193" /></a>Bu kitap, batıdan ve İslam dünyasından tanınmış birçok entellektüelin “İslam ve sekülerizm” üzerine yazılarını ihtiva etmektedir. Ortadoğu’daki modernleşme olgusunu yakından tanımamıza imkan tanıyan kitap, bölgenin yeni yüzyılda yaşayacağı değişimlerin de ipuçlarını vermektedir.  </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">21. Yüzyılda İslam ve sekülerizm, </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">Arap sekülerizminin kökenleri, </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">Sekülerizmin sınırları, </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">Gerileyen sekülerizm, </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">Sekülerizm içkinlik ve yapıbozumu, </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">Kutsallıktan uzaklaşan sekülerizm, siyaset rasyonalitesi ve rasyonalitenin siyaseti </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">gibi başlıklar altından irdelenen konular, okuyucuya seküler dünyanın epistemolojisi ve ontolojisi hakkında geniş ufuklar açmaktadır. </span><br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=535&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/ortadoguda-modernlesme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görme Biçimleri – John Berger</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/gorme-bicimleri-%e2%80%93-john-berger/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/gorme-bicimleri-%e2%80%93-john-berger/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 13:28:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=531</guid>
		<description><![CDATA[Görme Biçimleri (Ways of Seeing), John Berger ile yapılan BBC televizyon dizisinden, John Berger, Sven Blomberg, Chris Fox, Michael Dibb ve Richard Hollis tarafından hazırlanan, gerek düzenlemesi gerekse anlatımıyla farklı bir bakış açısı olan daha ilk sayfasında yerleşik görme biçimlerimizi sallamaya başlayan bir kitap.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/gorme.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-532" title="gorme" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/gorme.jpg" alt="gorme" width="200" height="171" /></a>Görme Biçimleri (Ways of Seeing), John Berger ile yapılan BBC televizyon dizisinden, John Berger, Sven Blomberg, Chris Fox, Michael Dibb ve Richard Hollis tarafından hazırlanan, gerek düzenlemesi gerekse anlatımıyla farklı bir bakış açısı olan daha ilk sayfasında yerleşik görme biçimlerimizi sallamaya başlayan bir kitap.</p>
<p>Yazarın anlatımıyla özetlersek kitap yedi denemeden oluşmuştur. Denemelerin dördünde hem sözcükler hem de imgeler, üçünde yalnız imgeler kullanılmıştır. Yalnız resimlerden oluşan bu denemeler, yazılı denemeler gibi seyirci-okurun kafasında soru uyandırmak amacıyla hazırlanmıştır. Resimli denemelerde yayınlanan imgeler üzerine bazen hiçbir bilgi verilmemiştir. Yazara göre bu tür bilgiler dikkati, anlatılmak istenen şeyden başka yere kaydırabilir. Bu denemelerde konunun belli yanları dışında başka hiçbir şey üzerinde durulmamıştır. Yalnızca konunun çağdaş tarihsel bilinçlenmeyle aydınlığa çıkan yanları üzerinde durulmuştur. Amaç bir sorular süreci başlatmak olmuştur.</p>
<p>Yazarın amaçladığı bu süreç benim için ilk tümceyle başlıyor:</p>
<p>“Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.”</p>
<p>Görmenin konuşmadan önce geldiği kabul edilebilir bir olgudur. Ancak üzerinde düşünülmesi gereken bir olgudur bu. Ana rahmindeki son üç ayında, belirgin sesleri duyabilen ve tepki verebilen bebeklerin herhangi bir şeyi gördükleri ve bu görüntüyle sesleri bağdaştırdıkları söylenemez. Onlar için içinde yüzdükleri karanlıkta sadece duyabildikleri o sesler vardır. Dil gelişiminin de bu dönemde başladığı kabul ediliyor. Bebekler daha dünyaya gelmeden ana dillerinin seslerine, vurgularına ve hatta kurallarına tanışıklık geliştiriyorlar. Dil öncesi gelişimin ilk evresi, ağlamadır. Ağlama, bebeğin dış dünyayla kurduğu ilk iletişim ve kendini ifade etme biçimidir. Duymaya ve sese dayanır.</p>
<p>Duyma, görmeden önce gelir ve konuşmayı doğurur. Gördüğümüz her şeyin, bir sözcük olarak karşılığı vardır. Bu sözcükler her dilde ayrı bir ses sıralaması içerse de sonuçta baktığımız objeyi, görmemizi sağlayan araçlardır. Toprağa dikili duran, kalın “kahverengi” gövdesi, dalları ve “yeşil” yaprakları olan bir objeye baktığımızda “ağaç” görürüz.</p>
<p>Yazara göre, sözcüklerden önce gelen ve sözcüklerle tam olarak anlatılamayan görme, uyarıcılara karşı mekanik bir tepkide bulunup bulunmama sorunu değildir, yalnızca baktığımız şeyleri “görme”dir ve bu da bir seçme edimidir. Ayrıca yine yazara göre, düşündüklerimiz ve inandıklarımız, nesneleri görüşümüzü etkiler. Baktığımız şeyleri görmemizin ya da ne gördüğümüzü algılamamızın temelinde, bence “dil” çok önemli bir yapı taşıdır.</p>
<p>Görüşün iki yanlılığının, konuşmanın iki yanlılığından daha baskın olduğunu savlayan yazar: “sizin her şeyi nasıl gördüğünüzü benzetmeyle ya da doğrudan açıklama çabanızla, onun her şeyi nasıl gördüğünü anlama çabanızdır” derken, karşılıklı konuşmanın, bu görme-görülme işlemini dile getirme çabası olduğunu örnekliyor. Bu tanımlamaya katılmakla birlikte, yine de özellikle bebeklikten başlayarak çocuklara, neyi nasıl göreceklerini, doğrudan veya dolaylı yollarla anlatırken yaptığımız baskın ve tek yanlı bombardımanı gözden kaçırmamamız gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Yazara göre “imge” yeniden üretilmiş bir görünümdür ve her imgede bir görme biçimi yatar. Ancak bizim bir imgeyi algılayışımız ya da değerlendirişimiz aynı zamanda görme biçimimize de bağlıdır. İmgeyi yaratan kendi görme biçimiyle o imgeyi yaratır ve biz de o imgeye kendi görme biçimimizle bakarız. Perspektif geleneğiyle yaratılan imgelerde, her şey bakan kişinin görüş açısına göre düzenlenir ve bakan kişiye dünyanın merkezi olduğu hissini uyandırır. Fotoğraf makinesinin bulunması, aslında böyle bir merkez olmadığını ortaya çıkarır ve insanın görüşünü değiştirir. Resme yansıyan bu görüş, İzlenimciler ve Kübistler tarafından uygulanır.</p>
<p>Fotoğraf makinesinin bir başka getirisi, bir zamanlar tek olan imgeleri çoğaltması ve bunun sonucu olarak resmin anlamını değiştirmesi hatta bu anlamı çoğaltması olur. Kitapta verilen örnek bu anlam çoğalmasını çok güzel açıklıyor. Bir resmin, televizyon camında görülmesiyle resmin, girdiği değişik ortamların anlamına kendi anlamını katması ve bulunduğu her ortamda farklı algılanabilir olması, resmin anlamını çoğaltmıştır. Ancak yine de asıl imgenin tekliği değişmez bir olgudur sadece bu “tek”liğin anlamı değişmiştir. Artık insanları etkileyen şey resimdeki imgenin gösterdikleri değil, ne olduğudur. Bu “ne olduğu” sorusu bir değerlendirme, bir tür tartıya vurma içerir ve yazarın bu konudaki görüşleri çarpıcıdır. Yazara göre, asıl imgenin tek olması onu değeri az bulunurluğuna bağlı bir obje haline getirir. Sanat objesi “sanat yapıtı” olur ve tümüyle yapay bir dinsellik havasına sarılır. Kutsal kalıtlarmış gibi tartışılır ve bizlere de öyle sunulur. Bu sunuş, imgenin taşıdığı anlamı gölgeler ve resmin etkileyici, gizemli oluşu, satış değerinden kaynaklanır. Bu gizem ve kutsallık yüklemesi, resme, fotoğraf makinesinin bulunmasıyla yitirdiğini kazandırmış, onu yeniden eşsiz kılmıştır.</p>
<p>Yazar bence kitabında yer yer çok katı bir yaklaşımla açıkladığı bu görüşünü “duvara asılan bir yeniden canlandırma, özgün resimle karşılaştırılamaz” diyerek yumuşatır. Çünkü özgün resimde sessizlik ve dinginlik asıl malzemenin, boyanın içine sinmiştir. Yazar birinci denemeyi, görsel sanatların her zaman belli bir koruyucu kabuk içinde var oldukları saptamasını yaparak bitiriyor. Önceleri kutsal olan bu kabuk, daha sonra toplumsal bir koruyuculuğa dönüşüyor ve günümüzde yeniden canlandırma araçlarıyla, görsel sanatlar artık kabuklarından kurtuluyorlar. Yaşama karışıyorlar ve kendi başlarına hiç bir etkileyici güçleri kalmıyor. Giden bu gücün yerine, artık bir imgeler dili oluşuyor. Önemli olan da bu dili kimin ne amaçla kullanacağı oluyor.</p>
<p>Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri yazarın Avrupa yağlıboya resminde kadın motifini irdelediği üçüncü denemesi. Yazar resimlerde kadının sadece seyirlik objeler olarak görülüp değerlendirildiğini ve bu yapılırken de geçerli olan ölçü ve töreler olduğunu savlıyor. Çıplaklık ve nü tanımlamaları yaparken, çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır diyor ve başkalarına çıplak görünmenin ise, nü olduğunu anlatıyor. Yazara göre, çıplak vücudun nü olabilmesi için bir nesne olarak görülmesi gerekiyor. Nü olmak bir tür giyinikliktir ve seyredilmek üzere ortaya konmuştur. Resimlerde asıl kahramanın görülmediğini, bu kişinin erkek olarak kabul edilip, resmi seyredenler olduğu savlanıyor. Bazı resimlerde görülen erkek motiflerini ise, kadının ilgisinin o erkeğin üzerinde olmadığını, aksine kadının tüm dikkatinin resmin önündeki erkeğe odaklandığını söyleyerek açıklıyor.</p>
<p>Avrupa resim geleneğinde bütün bunların dışında kalan nüler olduğunu kabul ediyor, ancak onlara aslında nü bile denemeyeceğini çünkü onların, bu sanat biçiminin kurallarını yıktıklarını belirtiyor. Ressamın kadını kişisel olarak görüşünün çok güçlü olduğunu ve seyirciye yer bırakılmadığını açıklayarak bu görüşünü destekliyor. Ayrıca, böyle bir bakış açısının kadını nüleştirmediğini, seyredilmek üzere yapıldığı izlenimi uyandırmadığını ve bu tür resimlerin de sayıca az olduklarını söylüyor.</p>
<p>Avrupa resim sanatındaki bu yorumlayışın etkilerinin, günümüz kadınının bilincine şekil verdiğini, nü sanatında ressamların ve resmi satın alanların erkek olmasının da bu şekillenmenin temeli olduğunu savlıyor. Kadınları görme biçiminin günümüzde de değişmediğini, bunun nedeninin, kadındaki farklılıklardan kaynaklanmadığını, aslında yine seyircinin erkek olarak görülüp kabul edilmesinden geçtiğini anlatıyor.</p>
<p>Yazarın Avrupa nü resmine bakarken ne “gördüğü”, onun “düşünce ve inandıkları”ndan yola çıkarak şekilleniyor bence. Bu denemenin başında, erkek ve kadın hakkında getirdiği tanımlamalar, yazarın düşünce ve inançları konusunda oldukça kesin bir fikir veriyor.</p>
<p>Yazara göre bir erkeğin varlığı sizin için yapabileceklerini gösteriyor. Bunun tersine bir kadının varlığıysa, onun kendine karşı olan tutumunu gösteriyor. Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak oluyor ve bu nedenden kadınlar hiç durmadan kendilerini seyretmek zorunda kalıyorlar. Kendi imgeleri ile dolaşmaya başlayan kadınlar, içlerinde gelişen, gözleyen ve gözlenen kişiliklere sahip oluyorlar ve kimliklerini oluşturan bu kişilikleri, birbirinden ayrı iki öğe olarak görüyorlar. Sonuç olarak yazara göre erkekler davrandıkları gibi kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler.</p>
<p>Yazarın erkek ve kadına bakışı böyle olunca da nülere baktığında ne “gördüğü” bence normal çıkarımlar oluyor. Ancak bu çıkarımlara katılmakla birlikte, benim eleştirilerim yazarın bu kesin ifadelerle tanımlamaya çalıştığı erkek ve kadın olgusunda düğümleniyor. Erkek ve kadına biçilen roller ve üzerlerine yapıştırılan tanımlar, aslında dinsel bakışın izlerini taşıyor. “Seyredilen” kadına getirilen kısıtlamalar, dinlerin ortak paydalarından<br />
birini oluşturuyor ve her şeye erkeğin gözü ile bakan bir göksel anlayışın, yazarın, erkek ve kadına getirdiği tanımlarla örtüşmesi bende tedirginlik yaratıyor. Denemenin ilk satırlarında açıklanan bu görüşler, yazarın sonraki “görme” anlatılarına alt yapı oluşturuyor ve sanki, kadına bakışı daha farklı olan kişilerin aynı resimlere baktıklarında ne görecekleri es geçiliyor.</p>
<p>Kitabın 5. denemesinin ana fikri her dönemde olduğu gibi, 1500 ile 1900 yılları arasında da sanatın yine yönetici sınıfların ülküsüne hizmet ettiğidir. Anamalın toplumsal ilişkilerde yaptığı etkiyi, yağlıboya resim görüntülerde yapmıştır. Bunun bir başka görsel sanatla yapılamayacağını belirten yazar, yağlıboya resmin görsel sırrını açıklarken, bu resim türünün gerçek objeleri elimizle dokunabilecekmişiz gibi bize yansıttığını anlatıyor. Yağlıboya tekniğinde var olan fark, objelerin nesnel özelliklerini neredeyse aslından ayırt edilemeyecek bir görünümle yakalayabilmesidir. Böylelikle, çoğu zaman oldukları gibi gösterilen objeler, sonuçta satın alınabilir objelerdir ve bir objeyi satın almakla, o objenin görünümünü satın almak arasında önemli bir fark yoktur.</p>
<p>Yazarın, Levi Strauss’tan yaptığı alıntıya katılıyorum. İnsanların sahip olmayı istedikleri şeylerin, görünümlerine duydukları ilgi anlaşılabilir bir duygu. Ayrıca yine o dönemin insanlarının, malları, mülkleri ve kendilerini resmettirip, duvarlarına asmaları, geleceğe belge bırakmak istemeleri de anlaşılabilir. Sonuçta bugünün insanları da fotoğraf makineleri ile ya da el kameraları ile aynı işi yapıyorlar ve aile albümleri de duvardaki resimlerle aynı işleve sahip. Değişen sadece zaman ve zamanın getirdiği teknik yaklaşım. İnsanlar kendilerini nasıl ve neleriyle ifade etmek istiyorlarsa, her dönemde bunun bir yolunu bulmuşlardır. Bence eğer ortada bir ifade suçu varsa bunun suçlusu ne bunalıma giren sanatçı, ne dönem özellikleri ne de sistemlerdir. Suçlu, her dönemde ifade sorunları yaşayan insanın kendisidir.</p>
<p>Yazarın, Avrupa yağlıboya resmini sorgularken yaptığı çıkarımlar, aslında gelmiş geçmiş tüm sanat dallarına uygulanabilir. O zaman da tüm bu sanatların hep bir art niyet güttüğü ya da farkında olmadan kötü bir şeylere alet olduğu anlaşılır. İlkel çağlardan beri var olan sanat, insanlığın en önemli kazanımıdır. Sadece var olması bile yeterlidir ve sanat eleştirilerinin, özellikle resimde estetik kaygılarla yapılması bence daha inceliklidir. Baskı rejimlerinin sanatçılarına dikte edilmek istenen bir görüşün propaganda aracı olma önerileri kadar olmasa da bu kitabın yaklaşımı da bildirimcidir.</p>
<p>Son denemede yer alan reklam konusundaki görüşler, altına imza atılabilecek türdendir. Tek bir şey dışında: Reklamı, Rönesans sonrası, Avrupa görsel sanatının can çekişmesi olarak görmek.</p>
<p>Kitabın başından beri açıklanan tüm görme biçimlerini, reklamda birebir bulmama hatta sanat ürünlerinin kullanımını üzerimizde denenen sinsice bir oyun olarak kabul etmeme rağmen, bunun faturasının resim sanatına kesilmesine karşı çıkıyorum ve diyorum ki bu kitap, son denemeden başlanarak okunursa görülecektir ki ancak bir reklamcıdan beklenebilecek pragmatist bir bakışla yazılmıştır. Reklamcı gözüyle Avrupa resim sanatına bakılmış ve “görme biçimleri” oluşmuştur.</p>
<p>Ayşegül Engin/Düşle Edebiyat Dergisi<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=531&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/gorme-bicimleri-%e2%80%93-john-berger/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Kürt Film Festivali Başladı</title>
		<link>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/ilk-kurt-film-festivali-basladi/</link>
		<comments>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/ilk-kurt-film-festivali-basladi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 13:15:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yayinsepeti.com/?p=528</guid>
		<description><![CDATA[ABD'nin New York kentinde ilk kez bu yıl düzenlenen Kürt Film Festivali'nin açılışı dün akşam yapıldı. New York Üniversitesi (NYU) Cantor Film Merkezi ile NYU Hagop Kekorkian Merkezinde 25 Ekim'e kadar sürecek Kürt Filmleri Festivali, Kürt kökenli İranlı yönetmen Bahman Ghobadi'nin "Yarım Ay/ Half Moon" filminin gösterimiyle başladı.
ABD'nin New York kentinde ilk kez bu yıl düzenlenen Kürt Film Festivali'nin açılışı dün akşam yapıldı. New York Üniversitesi (NYU) Cantor Film Merkezi ile NYU Hagop Kekorkian Merkezinde 25 Ekim'e kadar sürecek Kürt Filmleri Festivali, Kürt kökenli İranlı yönetmen Bahman Ghobadi'nin "Yarım Ay/ Half Moon" filminin gösterimiyle başladı.
Festival kapsamında gösterilecek filmler arasında Hüseyin Karabey'in Tribeca film festivalinde ödül alan filmi 'Benim Marlon ve Brandom/ My Marlon and Brando' ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmi de bulunuyor.

Festivalin açılışına katılan DTP temsilcisi Nazmi Gür gazetecilere yaptığı açıklamada, sinemanın en güçlü anlatım araçlarından biri olduğunu belirterek New York'ta bu festivalin ilk kez yapılmasının çok önemli olduğunu, festivalin organizyon ve katılım açısından son derece başarılı olduğunu söyledi.

Film Festivalinin mesajının barışçıl olduğunu belirten Gür "Kürtlerin kendilerini sanatla, kültürle, müzikleriyle anlatmaları, silahla anlatmalarından çok daha iyi, çok daha başarılı olur diye düşünüyorum" diye konuştu.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/kurdishfilm.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-529" title="kurdishfilm" src="http://www.yayinsepeti.com/wp-content/uploads/kurdishfilm.jpg" alt="kurdishfilm" width="292" height="201" /></a>ABD&#8217;nin New York kentinde ilk kez bu yıl düzenlenen Kürt Film Festivali&#8217;nin açılışı dün akşam yapıldı. New York Üniversitesi (NYU) Cantor Film Merkezi ile NYU Hagop Kekorkian Merkezinde 25 Ekim&#8217;e kadar sürecek Kürt Filmleri Festivali, Kürt kökenli İranlı yönetmen Bahman Ghobadi&#8217;nin &#8220;Yarım Ay/ Half Moon&#8221; filminin gösterimiyle başladı.<br />
Festival kapsamında gösterilecek filmler arasında Hüseyin Karabey&#8217;in Tribeca film festivalinde ödül alan filmi &#8216;Benim Marlon ve Brandom/ My Marlon and Brando&#8217; ve Yılmaz Güney&#8217;in &#8216;Yol&#8217; filmi de bulunuyor.</p>
<p>Festivalin açılışına katılan DTP temsilcisi Nazmi Gür gazetecilere yaptığı açıklamada, sinemanın en güçlü anlatım araçlarından biri olduğunu belirterek New York&#8217;ta bu festivalin ilk kez yapılmasının çok önemli olduğunu, festivalin organizyon ve katılım açısından son derece başarılı olduğunu söyledi.</p>
<p>Film Festivalinin mesajının barışçıl olduğunu belirten Gür &#8220;Kürtlerin kendilerini sanatla, kültürle, müzikleriyle anlatmaları, silahla anlatmalarından çok daha iyi, çok daha başarılı olur diye düşünüyorum&#8221; diye konuştu.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer yazı bulunamadı</li>
</ul>
<img src="http://www.yayinsepeti.com/?ak_action=api_record_view&id=528&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yayinsepeti.com/2009/10/31/ilk-kurt-film-festivali-basladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

